DROGBA, JEAN-MARC GUİLLOU ve SONRASI
Bu yazıyı zamanında bir internet sitesi için kaleme almıştım. Jason Denayer transferi hatırlamama aracı oldu.
Galatasaray’ın Wesley sonrası transferi Drogba’nın hangi
karakterde futbol oynadığını, bugüne kadar hangi başarıları kazandığını, kaç
gol attığını ve sair bilgileri kaleme alarak ortalama Türk ve Türk futbolseveri
zekası ile dalga geçmek niyetinde değilim. Sevgili Engin Kehale’nin de dediği
gibi “izlemek için televizyon başına geçtiğimiz Drogba” 1,5 yıl boyunca Wesley
ile beraber statlarımızda veya ekran başında izleyenlerin evinde olacak.
Keyfini çıkarmak gerekmekte.
Bilmeyenler, daha doğrusu haklı olarak kendisini
tanımayanlar için başlıktaki Jean-Marc Guillou’yu bilinen kısaltması ile JMG
üstadı kısaca tanıyalım.
Son olarak Fransa’da Cannes takımında forma giyen,
1978 dünya kupasında Fransa Milli Takımının kadrosunda yer alan ve aktif
futbolculuk hayatını 39 yaşında sona erdirdikten sonra İsviçre’de kısa süreli
olarak 2 kulüp takımı çalıştırıp inzivaya çekilmiş bir isim. Aradan geçen 6,5
yıllık aradan sonra Afrika kıtasını “futbol dünyasında” keşfeden ve kendisini
Fildişi Sahili’nde bulan bir bilge esasında. Alt yapı kavramını 15-16 yaş
grubundan 12 yaş grubuna taşıyıp “efsane” olarak bilinen ve şu an “Afrika
Uluslar Kupası”nda da mücadele eden kadronun temelini atan kişi dersem, futbol
olayının büyüklüğüne de dikkat çekmiş olurum. 12-13 yaş grubunda topladığı
çocukları ASEC kulübü başkanının
desteği ve kulübün başkanı ile beraber
ortak ürünleri olan “ Academie Sol de Beni” sayesinde yetiştiren Jmg
1999 yılında Asec’e Afrika Süper Kupasını getirdiğinde işlem tamamlanmış
oluyordu. Akademinin kazandığı bu başarı sayesinde ülkenin Futbol Federasyonu
da Jmg ve akademiye sınırsız destek veriyor “Academie Sol de Beni” sayısı
ülkede hızla artıyordu. Bu başarı hikayesinin mihenk taşı olan Jmg değişik kıta
ve ülkelerde Fildişi Sahili’nde gerçeğe dönüştürdüğü rüyanın bir benzerini
şimdi başka çocukların uykusuna enjekte etmek ile meşgul. Biz bu topraklara
dönelim.
Drogba transferinin öncesi ve sonrası sağlam bir şekilde
planlanır ve bu planlama iyi bir projeye dönüştürülebilir ise öncelikle
Galatasaray, sonrasında ise diger kulüplerimiz uzun vadede çok kazançlı bir
yatırıma ortaklık edebilirler. Didier Drogba ülkesinde sadece bir futbol
“ikon”u değil aynı zamanda sosyal sorumluluk projelerinde yer alan ve yapmış
olduğu yardımlarla ülkenin en sevilen adamlarından biri hatta moda deyim ile
ülkenin “reyiz”i… Bu durumdan faydalanabilmek ise “vizyon” çıtasını son transfer
döneminde epey yukarılara çeken Ünal Aysal ve Fatih Terim’in elinde. Academi
Sol de Beni tarzında ve/veya bu akademiden doğrudan faydalanabilmek için artık
çok ciddi bir avantaj var, Drogba. Drogba’nın futbolu bırakmasından sonra
ülkesinde Galatasaray ve Türkiye için yapacağı çalışmalar belki de bizi işin
kaynağına indirebilir ve 21 yaşında
kadroya katabilmek için didindiğimiz veya turnuvalarda ağzımız açık izleyip o
oluşumu yıllardır takip eden Avrupa kulüplerinin kapıp hayıflandığımız futbolcu
havuzuna oldukça yaklaştırabilir. Koskoca Drogba “akademi” ve sair işlerle mi
uğraşır dememek lazım zira geçen sene devre arası transfer döneminde Boluspor’a
imza atan lakin sakatlığından sebep katkı veremeyen Wade, Viera-Bernard Lama
akademisinden yetişme. Amokachi’nin kendi akademisinden futbolcularla Bşiktaş
tesislerinde özel maçlar oynaması da hafızalarımızda tazeliğini korur iken
neden olmasın dememek için bir engel yok ve olmamalı. Önemli olan çılgın transfer döneminde hesapsızca harcanan paraları bu kaynağa
aktarmaya karar vermek. Sercan-Yiğit-Amrabat için ödenen bonservis bedeli ile
sadece Fildişi Sahili değil Senegal’de dahi ciddi bir oluşum olabileceğinin
tüyosunu verelim ve Drogba’lı ligin tadını çıkarmaya bakalım


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder