8 Eylül 2015 Salı





                            DROGBA, JEAN-MARC GUİLLOU ve SONRASI

Bu yazıyı zamanında bir internet sitesi için kaleme almıştım. Jason Denayer transferi hatırlamama aracı oldu.

 Galatasaray’ın Wesley sonrası transferi Drogba’nın hangi karakterde futbol oynadığını, bugüne kadar hangi başarıları kazandığını, kaç gol attığını ve sair bilgileri kaleme alarak ortalama Türk ve Türk futbolseveri zekası ile dalga geçmek niyetinde değilim. Sevgili Engin Kehale’nin de dediği gibi “izlemek için televizyon başına geçtiğimiz Drogba” 1,5 yıl boyunca Wesley ile beraber statlarımızda veya ekran başında izleyenlerin evinde olacak. Keyfini çıkarmak gerekmekte.
Bilmeyenler, daha doğrusu haklı olarak kendisini tanımayanlar için başlıktaki Jean-Marc Guillou’yu bilinen kısaltması ile JMG üstadı kısaca tanıyalım. 




Son olarak Fransa’da Cannes takımında forma giyen, 1978 dünya kupasında Fransa Milli Takımının kadrosunda yer alan ve aktif futbolculuk hayatını 39 yaşında sona erdirdikten sonra İsviçre’de kısa süreli olarak 2 kulüp takımı çalıştırıp inzivaya çekilmiş bir isim. Aradan geçen 6,5 yıllık aradan sonra Afrika kıtasını “futbol dünyasında” keşfeden ve kendisini Fildişi Sahili’nde bulan bir bilge esasında. Alt yapı kavramını 15-16 yaş grubundan 12 yaş grubuna taşıyıp “efsane” olarak bilinen ve şu an “Afrika Uluslar Kupası”nda da mücadele eden kadronun temelini atan kişi dersem, futbol olayının büyüklüğüne de dikkat çekmiş olurum. 12-13 yaş grubunda topladığı çocukları   ASEC kulübü başkanının desteği ve kulübün başkanı ile beraber  ortak ürünleri olan “ Academie Sol de Beni” sayesinde yetiştiren Jmg 1999 yılında Asec’e Afrika Süper Kupasını getirdiğinde işlem tamamlanmış oluyordu. Akademinin kazandığı bu başarı sayesinde ülkenin Futbol Federasyonu da Jmg ve akademiye sınırsız destek veriyor “Academie Sol de Beni” sayısı ülkede hızla artıyordu. Bu başarı hikayesinin mihenk taşı olan Jmg değişik kıta ve ülkelerde Fildişi Sahili’nde gerçeğe dönüştürdüğü rüyanın bir benzerini şimdi başka çocukların uykusuna enjekte etmek ile meşgul. Biz bu topraklara dönelim.




 Drogba transferinin öncesi ve sonrası sağlam bir şekilde planlanır ve bu planlama iyi bir projeye dönüştürülebilir ise öncelikle Galatasaray, sonrasında ise diger kulüplerimiz uzun vadede çok kazançlı bir yatırıma ortaklık edebilirler. Didier Drogba ülkesinde sadece bir futbol “ikon”u değil aynı zamanda sosyal sorumluluk projelerinde yer alan ve yapmış olduğu yardımlarla ülkenin en sevilen adamlarından biri hatta moda deyim ile ülkenin “reyiz”i… Bu durumdan faydalanabilmek ise “vizyon” çıtasını son transfer döneminde epey yukarılara çeken Ünal Aysal ve Fatih Terim’in elinde. Academi Sol de Beni tarzında ve/veya bu akademiden doğrudan faydalanabilmek için artık çok ciddi bir avantaj var, Drogba. Drogba’nın futbolu bırakmasından sonra ülkesinde Galatasaray ve Türkiye için yapacağı çalışmalar belki de bizi işin kaynağına indirebilir  ve 21 yaşında kadroya katabilmek için didindiğimiz veya turnuvalarda ağzımız açık izleyip o oluşumu yıllardır takip eden Avrupa kulüplerinin kapıp hayıflandığımız futbolcu havuzuna oldukça yaklaştırabilir. Koskoca Drogba “akademi” ve sair işlerle mi uğraşır dememek lazım zira geçen sene devre arası transfer döneminde Boluspor’a imza atan lakin sakatlığından sebep katkı veremeyen Wade, Viera-Bernard Lama akademisinden yetişme. Amokachi’nin kendi akademisinden futbolcularla Bşiktaş tesislerinde özel maçlar oynaması da hafızalarımızda tazeliğini korur iken neden olmasın dememek için bir engel yok ve olmamalı. Önemli olan çılgın transfer döneminde hesapsızca harcanan paraları bu kaynağa aktarmaya karar vermek. Sercan-Yiğit-Amrabat için ödenen bonservis bedeli ile sadece Fildişi Sahili değil Senegal’de dahi ciddi bir oluşum olabileceğinin tüyosunu verelim ve Drogba’lı ligin tadını çıkarmaya bakalım

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder